
Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Hangar İstanbul’da partisinin İl Teşkilatı İftar Programı’na katılan Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, burada açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları…
Ramazan ayında 86 milyon vatandaşımızla kucaklaşırken, gönül ve kültür coğrafyamızdaki kardeşlerimizi de asla unutmuyoruz. Ne yazık ki bir tarafta Pakistan, Afganistan; diğer tarafta son günlerde İran ile Körfez arasındaki gerilim ve çatışmalar… Bunlar unutulur gibi değil. Bu gelişmelerin arka planında nelerin yattığı hepimizin malumudur.
İşte böyle bir tabloda Türkiye olarak biz, mazlumun yanında durmaya devam ediyoruz. Türkiye Diyanet Vakfı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Türk Kızılay ve ülkemizin yüz akı olan diğer insani yardım kuruluşlarımız tam bir seferberlik ruhuyla ihtiyaç sahiplerinin kapısını çalıyor; Türkiye’nin yardım elini mazlumlara ve mağdurlara ulaştırıyor.
Bizler, nerede bir sıkıntı, nerede bir acı varsa oraya ulaşmayı; paylaşmayı, dayanışmayı ve kardeşliği büyütmeyi sürdüreceğiz.
“SALDIRILARI ESEFLE KINIYORUZ”
Burada şu hususun da altını çizmek durumundayım: Türkiye olarak bu mübarek günlerde bölgemizde ve İslam dünyasında huzur, barış ve istikrarın hâkim olması için çaba gösterirken, komşumuz İran’a yönelik, Benjamin Netanyahu’nun kışkırtmalarıyla başladığı ifade edilen Amerika–İsrail saldırılarından derin bir üzüntü ve endişe duyuyoruz.
Bölgemizin yeni bir çatışma sarmalına sürüklenmesini asla arzu etmiyoruz. Biz, sorunların diyalogla, diplomasiyle ve sağduyuyla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye olarak her zaman barışın, istikrarın ve kardeşliğin yanında olmaya devam edeceğiz.
Malumunuz diplomasi masasında çözülmesi için çok emek verdik. Müzakere süreci çeşitli nedenlerle aşılamadığı, ayrıca İsrail’in süreci zehirleme çabaları devam ettiği için arzu edilen netice alınamamıştır.
İran’ın egemenliğini açıkça ihlal eden ve dost, kardeş İran halkının huzuruna kasteden bu sabahki saldırıları esefle karşılıyoruz. Aynı şekilde, her ne sebeple olursa olsun Körfez’deki kardeş ülkelere yönelik İran tarafından gerçekleştirilen füze ve drone saldırılarını da kabul edilemez buluyoruz.
Sağduyu ve aklıselim hakim olmaz ve diplomasiye alan açılmazsa bölgemiz bir ateş çemberine sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır.
“ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Gelişmeleri an be an takip ediyoruz. Hudut ve hava sahamız açısından zaten bir sorun yok. Her türlü tedbir en üst seviyede alınıyor. Biz, Türkiye olarak ilk günden beri olduğu gibi sorunların suhuletle, diyalogla ve diplomasiyle çözümü noktasında üzerimize düşeni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Bu sabahtan itibaren gerek Dışişleri Bakanımız, gerek Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanımız ve ilgili tüm kurumlarımız muhataplarıyla yoğun temas hâlindedir.
Türkiye, bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin tesisi için yapıcı ve sorumlu tutumunu kararlılıkla sürdürecektir.
“TÜRK SİYASETİNİN EN KARA GÜNLERİNDEN BİRİ: 28 ŞUBAT “
Değerli kardeşlerim, bugün Türk siyasi tarihinin en kara günlerinden biri olan 28 Şubat müdahalesinin 29’uncu yıl dönümü. Evet, demokrasimizin kalbine zehirli bir hançer gibi saplanan 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden tam 29 yıl geçti.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Postmodern darbe olarak nitelenen 28 Şubat müdahalesi; 27 Mayıs Darbesi’ın, 12 Mart Muhtırası’nın ve 12 Eylül Darbesi’nin yeni bir halkasıdır. Darbeler zincirinin devamıdır. Aynı halk düşmanı zihniyetin, aynı mütekebbir ideolojinin eseridir.
Öne sürülen bahaneler, kullanılan araçlar değişse de hedef değişmemiştir. Daha önceki tüm darbelerde olduğu gibi 28 Şubat’ta da hedef milletin iradesi, milletin tercihi olmuştur.
28 Şubat geride devasa bir enkaz bıraktı. Hem ekonomik, hem sosyal, hem de bireysel anlamda ciddi travmalara yol açtı. Bilhassa Türk demokrasisi ve Türkiye ekonomisi telafisi yıllar sürecek ağır yaralar aldı. Yapılan hesaplamalar, 28 Şubat müdahalesinin Türkiye’ye 381 milyar dolar zarar verdiğini ortaya koyuyor.
Bununla birlikte yüz binlerce insanımız; inançlarından, görüşlerinden, dış görünüşlerinden dolayı mağdur edildi. 28 Şubat özellikle kadınların ve kız çocuklarının hayatında derin, travmatik izler bıraktı. Üniversite kapılarındaki “ikna odalarında” başörtülü öğrencilere psikolojik baskı uygulandı. Bu kardeşlerimiz okullara alınmadı, binlercesi eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı.
Katsayı uygulaması ve sekiz yıllık kesintisiz eğitim dayatmasıyla imam hatip okullarının ve meslek liselerinin önü kesildi.
“BİN YIL SÜRECEK DENİLEN KARANLIK GÜNLERDEN GEÇTİK”
Değerli kardeşlerim, gerçekten çok meşakkatli, çok zor, çok sancılı bir dönem yaşadık. “Bin yıl sürecek” denilen, ışığın zerresinin dahi görünmediği karanlık günlerden geçtik. Partilerimizi kapatarak “size siyaset yaptırmayacağız” dediler. Uyduruk yargı kararlarıyla bizi siyasetten tasfiye etmeye çalıştılar. Hatta çıkıp utanmadan “muhtar bile olamazsınız” dediler.
Önümüze duvar ördüler, engeller çıkardılar. Bizi millete hizmet yolundan alıkoymak için her türlü hukuksuzluğu sergilediler. Ama biz bunların hiçbirine boyun eğmedik. Karamsarlığa kapılmadık.
İmanla, bize, aziz milletimize ve siyasi görüşlerimize yönelik saldırıları tek tek bertaraf ettik. 28 Şubat döneminde işinden atılan veya istifaya zorlanan kardeşlerimizin haklarını kendilerine iade ettik. Başörtüsüne yönelik keyfi uygulamalara ve anlamsız yasaklara son verdik. 28 Şubat’ın faillerini Türk adaletine teslim ederek millete ve demokrasiye karşı işledikleri suçlardan ötürü yargılanmalarını sağladık. En son 15 Temmuz sonrasında 28 Şubat’a en büyük desteği veren FETÖ’yü de tasfiye ederek 28 Şubatçıların önünü açtığı, palazlandırdığı, daha sonra milletin başına musallat ettiği bir beladan milletimizi kurtardık. İşte sizler de görüyorsunuz, 29 sene önce ikna odalarına alınan başörtülü kızlarımız bugün ülkede, adliyede, askeriyede, iç ve bu noktada dış siyasette, dünyada kabinede yani devletin tüm kademelerinde hiçbir kısıtlama olmadan özgürce görev yürüyor.
“TÜRKİYE NORMALLEŞİYOR, MİLLET HUZURA KAVUŞUYOR”
Evlatlarımız inançlarıyla, kariyerleri, dini hassasiyetleriyle okulları arasında bir tercihte bulunmak zorunda kalmıyor. Güvenlik kuvvetlerimiz, üniversitelerimiz, yargımız, iş dünyamız, sendikalarımız artık vakitlerini siyasete balans ayarı yapmak için değil, asli vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmek için harcıyor. Hasılı vesayetçi zihniyetin tortuları temizlendikçe Türkiye normalleşiyor, millet huzura kavuşuyor, Türk demokrasisinin standartları yükseliyor. Allah’a hamdolsun AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın kararlı, cesur, bir o kadar da akıllı ve sabırlı mücadelesi sayesinde işte bu noktalara geldik.
Rabbim bugünkü kazanımlarımızda, bugüne kadar elde ettiğimiz hak ve özgürlüklerde emeği, alın teri ve katkısı olan herkesten razı olsun diyorum. Değerli kardeşlerim, 28 Şubat’ın yıl dönümünde şunu da açık açık ifade etmek isterim. O karanlık ve kasvetli dönemler bir daha gelmemek üzere inşallah geride kalmıştır. Milletimizin gerici, mürteci, takunyalı, çarşaflı, sakallı denilerek aşağılandığı, inancından dolayı tahkir edildiği günler Artık geride kalmıştır. Türkiye’nin kaptan köşkünde bizler olduğumuz müddetçe, Allah’ın izniyle eskiyi hortlatmaya kimsenin gücü yetmez ve yetmeyecektir.
“BİLDİRİLERLE MİLLETİN ARASINA NİFAK SOKMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Üç beş şuursuz bildirilerle milletimizin arasına nifak sokmaya çalışıyor. Ana muhalefetin başındaki zat ise marjinallere destek veriyor. Millete “gerici azınlık” diyen kibir kulelerine sahip çıkıyor. Dikkat edin; sürekli meydanlarda konuşuyor, mikrofonu elinden bırakmıyor. Ama beyefendi, okullarda gönüllü Ramazan etkinlikleri düzenlenmesine niçin karşı çıktıklarının cevabını bir türlü veremiyor.
Söyleyin, çocukların iftar sofralarında bir araya gelmesinin neresi yanlış? Yardımlaşma ve dayanışmayı artıracak faaliyetler düzenlenmesinin neresi hatalı? Çocuklarımızın Ramazan süslemesi yapmasının, neşe içinde cıvıl cıvıl ilahiler okumasının neresi sorunlu?
Bunların hiçbirine makul, mantıklı ve hukuki bir cevapları yok. Ana muhalefetin başındaki zat kusura bakmasın; biz doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.