
Türkiye-Libya mutabakatı, Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştirebilecek önemli bir tartışmayı gündeme getirdi. Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin tepkileri devam ederken, gözler bu sefer Washington’a çevrildi. Yunan-Amerikan lobisinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya ilettiği talepler, enerji rekabetinin arkasındaki güç mücadelesine dair dikkat çekici bir tablo sunuyor. Peki, ABD’den ne isteniyor ve atılacak adımlar Türkiye’yi nasıl etkileyebilir?
Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı geçtiğimiz günlerde oy birliğiyle kabul etti. Bingazi’de gerçekleştirilen toplantıda alınan kararla, daha önceki 2020 tarihli karar iptal edildi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, bu gelişmeyi memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Açıklamada, mutabakatın uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözettiği vurgulandı.
Ancak Libya Temsilciler Meclisi’nin bu kararına Yunanistan ve Avrupa Birliği’nden hızlı tepki geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada mutabakatın onaylanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Aynı şekilde Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Libya Meclisi’nin kararını reddettiğini duyurdu.
Tartışmaya son olarak Yunan-Amerikan savunuculuk kuruluşu HALC katıldı. Bu kuruluş, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya gönderdiği mektupla Washington yönetiminden Türkiye-Libya mutabakatına ilişkin daha net bir tutum almasını istedi. Yunan basını Kathimerini’nin haberine göre, HALC, ABD’nin anlaşmanın hukuki geçerliliği konusunda sessiz kalmasının Ankara ve Trablus tarafından örtülü bir kabul olarak yorumlanabileceğini savundu.
HALC’nin Rubio’ya ilettiği dört ana talep ise şöyle sıralandı:
- Türkiye-Libya mutabakatının üçüncü ülkeler açısından hukuki sonuç doğuramayacağının açıklanması.
- Yunanistan’ın deniz yetki alanlarına ilişkin haklarının teyit edilmesi.
- Amerikan enerji şirketlerinin bölgedeki faaliyetlerine yönelik müdahalelere karşı çıkılması.
- Avrupa Birliği ile ortak bir tutum belirlenmesi.
HALC, hukuki belirsizliğin devam etmesinin Amerikan şirketlerinin bölgede yatırım yapma konusundaki çekimserliği artırabileceğini öne sürdü. Kuruluş, Washington’ın yaklaşımının Avrupa Birliği’nin tutumuyla daha uyumlu hale getirilmesi gerektiğini belirtti.
